5 Ağustos 2010 Perşembe

Endonezya sokaklarından "Tukang Çahit Keling"


Bu üç tekerlekli bisiklete yapılmış olan düzenek daha önce benim ilgimi çekmemişti. Birkaç ay önce buraya iş için gelen tesadüfen markette tanıştığımız komşum Ebru'nun bisikletli terzileri gördün mü demesi üzerine harekete geçip ilk gördüğüm yerde hemen fotoğraflayıp blogumda paylaşmak istedim. Yaptığım küçük bir araştırma sonucu bu ayaklı dikiş makinaları günlük dikim, tamir vs.. gibi pratik işler için kullanılıyormuş.

4 Ağustos 2010 Çarşamba

BODY WORLDS, THE ORIGINAL EXHIBITION OF REAL HUMAN BODIES (Beden Dünyaları, Gerçek insan Bedenleri Sergisi)







Geçtiğimiz haftaiçi yerel bir gazetede "Anatomi Sergisi Jakarta FX Plaza'da" başlığı dikkatimizi çekti. Son iki haftadır kızımında okulda iskelet sistemi, kas sistemi ve organları öğreniyor olması ve sergiyi gezdikten sonra kafasında daha iyi şekilleneceğini düşünerek gitmeye karar verdik. Ve haftasonu gittik. Oraya giderken kafamızda bir sürü soru işareti vardı. Ama geziden sonra insan vücudu hakkında bildiklerimin ne kadar eksik olduğunun farkına vardım. Ve kendi vücudum hakkında da bundan sonra daha dikkatli düşünmeye başladım.

Plastinasyon hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Alman bilim adami Gunther Von Hagens tarafından 1979 yılında bulunan bu yöntemle ölmüş canlılar modern bir yöntemle mumyalanıyor. Önce bedenin ve organların çürümemesi için atardamardan formalin pompalanıyor. Bu madde çürümeyi engelliyor. Sonra ayrı bir işleme tabi tutulmak üzere deri ve dokular çıkartılıyor. Bir sonraki adımda vücuttaki sıvılar ve yağlar içinde çözücü bulunan bir havuzda çözüldükten sonra vakum tanklarında bir polimer ile (mesela silikon, kauçuk) kaplanıyor. Vücut istenilen sekilde konumlandırılarak tel, pens, iğne ve zımbalarla sabitleniyor. Son aşama olarak gaz veya ışık ısısı ile sertleştiriliyor. Bir beden yaklaşık bir yılda hazır hale getirilebiliyor.

Küçük organlar bir haftada hazır hale getirilebiliyor. Oluşumu en zor organ ise beyin. Su ve lipidlerden oluşan beyin çok kolay dağılabildiği için çok büyük dikkat gerektiriyor. Dağılmaması için beyin soğuk aseton içinde bekletiliyor. Böylece orjinal boyutları korunmuş oluyor.

Bu serginin amacı insan vücudunun ve organlarının çalışma şeklini açık bir şekilde göstermek ve organların işlevlerinin kalıcı bir şekilde hafızalarda yer etmesini sağlamak. Gerçekten insan üzerinde olumlu yönde çok büyük etkiler bırakıyor. Sağlıklı yaşamanın insan hayatındaki önemini gündelik hayatımızda ne kadar basit cümleler içinde kullanırız. Bu sergi sayesinde sağlıklı bir yaşamın değerinin daha fazla önemseneceğini, insanların kötü alışkanlıkları sonucunda nelerin olabileceğini görmeleri eminimki yaşam kalitelerini yükseltmek açısından önemli olacaktır. Benim bu konuda en ilgimi çeken kısım sigara içen bir kişiyle içmeyen kişinin ciğerlerinin karşılaştırıldığı bölümdü. Eminim kimse ciğerinin o rengi almasını istemez.

Peki bu insanlar kim? Benimde en çok merak ettiğim soru buydu. Bu çalışmalar doğal yollarla ölmüş kişilerin bedenleri ile yapılıyor. Yasal ve etik açıdan insanların kimlikleri hakkında bilgi verilmiyor. Dalian Üniversitesi çalışmalar için gönüllülerin bedenlerini alıyor ya da kimsesiz kişilerin bedenlerini kullanıyor.

Sergi dünyanın pek çok yerinde gösteriliyor. Kimilerine göre ticari kimilerine göre ise insan bedeni ile ilgili hiç bilmediğiniz ilginç ayrıntıları gösteren bilim açısından önemli bir çalışma. Jakarta'daki sergide video ve fotoğraf çekimine izin veriliyordu. Ayrıca cansız bedenleri yakından incelemek ve dokunmakta serbestti.







23 Mart 2010 Salı

çılgın taraftarlar..

Geçen hafta çarşamba günü Hinduların sessizlik günleri tam adıyla Nyepi idi. Endonezya'daki Hindular bu günü Hindistan'daki Hindulara göre 15 gün önceden kutluyorlarmış.. Nyepi gününde ise Malesta Ayini yapılıyormuş.. Bu ayinin amacı ise yeniayın ilk gününde perhiz ve meditasyonla bedenlerindeki ve yaşamlarındaki kötülüklerden arınmak. Nyepi den üç gün sonra bayram yapılıyormuş.. Buradaki kutlamalar çok yoğun şekilde Bali`de yapılıyor.

O günde Endonezya resmi tatildi. Bizde tatilden fırsat (çünkü tatil günleri trafik diğer vakitlere göre yoğun olmuyor ve gideceğiniz yere saatlerce trafiğe takılmadan gidebiliyorsunuz) Jakarta'ya gitmek üzere yola çıktık. Otobandan hızlıca Jakarta'ya ulaştık fakat Plaza Senayan'a ulasmak için Jl. Senayan'ı geçmemiz gerekti. Jl. Senayan'da Jakarta Senayan stadyumu var.. Tabiki bizde 1. lig takımı Persita'nın maçı olduğunu oraya ulaştığımızda öğrenmiş olduk.. Persita Jawa'nın en büyük futbol takımlarından birisi ve taraftarları da azımsanmayacak kadar çok.. Sonuç böyle olunca bizim gideceğimiz yere erken ulaşma hevesimiz kursağımızda kaldı ama olsun yolda gördüğümüz insan manzaraları gerçekten görülmeye değerdi.. Ben bu sakin, uysal, uyumlu tabiri caizse vur kafasına al ekmegini Endonezyalı kardeşlerimi daha önce hiç bu kadar çılgın görmemiştim :) Eminim resimlere baktıktan sonra sizde benimle aynı fikirde olacaksınız ;)








18 Şubat 2010 Perşembe

İMLEK




Çin yılı bu yıl golden tiger (altın kaplan) yılı. Yine Endonezya sokaklarında,parklarında,bahçelerinde, pazarlarında, alışveriş
merkezlerinde ve evlerinde yoğun bir hazırlık, bir telaş ve heyecan..
Geçen yıl imlekle ilgili öğrediğim bazı şeyleri paylaşmıştım bu yılda
resimler ekledim. Geçen yıldan farklı olarak Çin yeni yılı akşam
yemeğine özgü yeni birşey öğrendim.. Geçen akşam eşimin çinli
arkadaşları çin yeni yılı kutlaması için program düzenlemişler ve
eşimide davet etmişlerdi. O da orada yaşadığı o geceye özgü olayı
anlattı.. Yemek için ortaya gelen noodlen (çin eriştesi) içerisine beraberinde gelen sosların her birine farklı anlamlar yükleyerek (şans, bereket, para, aşk, mutluluk, sağlık, huzur gibi) dökmüşler ve orada bulunan herkes hep birlikte chopsticklerle karıştırıp herkese eşit miktarda paylaştırarak yemişler..Bu da çin yeni yılı akşam yemeğine özgü bir adetmiş.. Herkese mutlu yıllar dilerim:)))


chicken village restaurant

serpong pazarı
(pasar modern)



alışveriş merkezi


8 Şubat 2010 Pazartesi

Burada Dilenmek Yok!





Evet burada Türkiye'deki gibi kapı kapı dolaşıp kimse para istemiyor. Bende ilk duyduğumda cok şaşırmıştım. Çünkü fakirliğin olduğu bir ülkede nasıl olurda dilenmek olmaz. Sonradan öğrendim ki Endonezya'da dilenmek devlet tarafından yasaklanmış. Ama dilenmek yerine insanlar bu konuda farklı bir yöntem geliştirmişler. Nasıl mı? Endonezya da müthiş bir trafik var özellikle belli saatlerde trafiğe bir takıldınız mı asla ilerleyemezsiniz işte tam bu vakitlerde arabanıza elinde birşeyler satmak isteyen bir sürü insan geliyor. Satılmak istenen şeyler arasında neler yok ki öncelikle içecek adına herşey su, meyve suyu, asitli içecek türleri... Daha sonra gazete, kitap, dergi hatta dünya atlası:) çok ilginç değil mi? Daha bitmedi küçük paketler içinde kurutulmuş meyveler, kuru balık kızartması, cips türleri, kuruyemişler.. Kimiside deniz botu ve gözlüğü, çocuklar için el yapımı oyuncaklar, oyuncak müzik aletleri vs.. Bunlar sadece benim gördüklerim daha kimbilir neler vardır satılan... Birde köprü altlarında gitar çalan ve şarkı söyleyen gençlerede rastlamak mümkün.. Ve yine yoğun trafik sırasında yolcu otobüslerinde para karşılığı gitar çalan gençlere rastlayabilirsiniz.. Benim fikrim karşılıksız para dilenmek yerine eldeki imkanlarla şartlar ne olursa olsun para kazanmak mümkün..

18 Kasım 2009 Çarşamba

HERŞEYE RAĞMEN MUTLULAR!

Bir kez daha anladım ki ne kadar şanslıyım ve şanslıyız..Hayat herkese aynı imkanları sunmuyor ve aynı şekilde gülmüyor.. ben kısaca bugünkü yaşadığım bir olaydan bahsetmek istiyorum.. Evimizin günlük işlerinde yardımcı olan Endonezyalı bir hanım var artık O da evimizin bir bireyi oldu kızım ve ben onu çok seviyoruz. Daha önce de bahsetmiştim Endonezya'daki sınıf ayrımından bu ayrımı sokaklardaki insanlardan, üst sınıf diye ayrılan sınıfın alt sınıfı ezmesinden, okullardaki paralı ve parasız eğitimin farkından, sokak aralarındaki warulardan (küçük yemek büfeleri), arabamızla girdiğimiz ara sokaklarda gördüğümüz evlerden az çok anlıyorduk. Ama bugün o farkı daha bir derinden hissettim aslında bir çok kişi için bu durum sıradan gelebilir ama trafikte neredeyse bütün arabaların suv olduğu, gösterişli alışveriş merkezlerinde gezerken markalı kıyafetler ve ellerinde blackberry telefonlarla, I-phonelarla salına salına gezen insanların yaşadığı bu ülkede sanki fakir insan olmayacakmış gibi gelebilir.. ama bu durumu kendim bile bazen kabul edemiyorum.. Asıl konumuza dönecek olursak bugün yardımcımız Umma'nın evine bir vesile ile uğramamız gerekti.. aslında ben çoktandır sokakta gördüğümüz bu insanların evlerinin nasıl olduğunu merak ediyordum kimsenin evinede çat kapı gidilmez ki! bu durumda benim için bir bakıma iyi oldu.. Ama gördüğüm manzara karşısında tüylerim diken diken oldu.. belli etmemeye çalışsamda çok üzüldüm aslında onların yaşam tarzları, standartları bu ama bu kadar uç zengin insanın yaşadığı bu ülkede böyle bir durum olmamalı diye düşündüm.. bu sadece Umma'nın evi değil köye girdiğimiz anda bütün evler birbirinin aynısı idi.Muson yağmurlarının yağdığı Endonezyada yarım yamalak çatılar , doğru düzgün mutfak yok, çocuklar sokaklarda alt yapı yok, temiz su yağmur yağdığı an kanalizasyon suyuyla karışıyor yani sterilizasyon adına hiç bişey yok. Yapabileceğimiz hiç bişey yok aslında bu insanlar bu şekilde doğmuşlar ve böyle yaşamaya da alışmışlar yüzlerinde de hala bir tebessüm.. Biz ufakta olsa elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz bu sadece bizim çabamızla olmaz bu sistem birilerinin rahatını kaçırmadan düzene girmez...

29 Eylül 2009 Salı

SELAMET HARİ RAYA


Biz Türkiye'de iken evimizde bayramlarda bir telaş bir heyecan tatlı bir koşuşturmaca olurdu.. Bayram için yapılan alışverişler çarşı pazarın kalabalığı.. Bayram sabahı yemekleri, ikram için tatlılar.. Gurbette yaşadığımız her bayramda içimizde bir uhde olarak anarız.. Keşke orda olabilsek sevdiklerimizle beraber bayram yapabilsek diye..

Ama gurbette bunların hiç birisi olmuyor olamıyor:( çekirdek aile olarak ben eşim ve kızım evimizde elimizden geldiği kadar o atmosferi yaratsakta Türkiye'de yaşadığımız bayram heyecanı olamıyor ne yazıkki..

Endonezya halkı içinde Ramazan Bayramı çok özeldir. Başlıkta da yazdığım gibi "SELAMET HARİ RAYA" yani hayırlı büyük gün denir. Bayram sabahı Türkiye'den farklı olarak burada kadın erkek çoluk çocuk herkes bayram namazına gider. Erkekler Endonezyaya özgü batik gömlekleri hanımlar rengarenk, boncuklu parlak kumaştan dikilmiş şık kıyafetleriyle bayramı karşılarlar. Bizde olduğu gibi tüm aile bir arada yemekler yerler. Benim ilgimi çeken farksa bayramlaşma Türkiye'de olduğu gibi büyük küçük herkes birbirini ziyaret etmiyor. Bayramın birinci günü ailenin en büyüğünün evinde toplanılıyor ve tüm akrabalar bir arada oluyorlar. Bu ortamlara benimde birkaç kez katılma fırsatım olmuştu.. Türkiye'deki gibi bayrama özel tatlılar ve içecekler ikram ediliyor. Yemekler yeniyor.

Kültürün, anlayışın, yaşam tarzın, düşünce tarzın, rengin her ne kadar farklı olsanda dünyanın bir ucunda bu mükemmel doğanın içinde seninle ortak değerleri paylaşan insanlarla bir arada olmak gerçekten çok güzel bir duygu...

9 Eylül 2009 Çarşamba

DEPREM VE ENDONEZYA HALKI

Endonezya afetler bölgesi. Burada aksiliklerin felaketlerin yaşanmadığı ay gerçekten şükrediyoruz. Ne yazık ki buradaki insaların kaderi bu.. Üç yıldır burada yaşıyoruz hemen hemen her ay bir yada daha fazla deprem haberi alıyoruz. Bazen hissediyoruz bazen haberimiz bile olmuyor. Sadece gazeteden okuyoruz.
Benim bu konuda asıl üzüldüğüm nokta samimi, yardımsever, sıcakkalı ve bir o kadar da güler yüzlü endonezya halkının bu durum karşısındaki duyarsızlığı.. neden? yada ne yapılabilir ki? gibi sorular aklınıza gelebilir..
Bir hafta önce burada yine çok büyük bir deprem oldu. Bizim yaşadığımız bölgeye yakın bir yerde. Bu yüzden bizde ciddi bir şekilde sarsıldık. Hatta o gün geç saate kadar eve bile giremedik. Acaba nerede oldu? hasar çok mu büyük? umarım çok can kaybı yoktur? gibi sorulara ancak televizyondan bilgi alabildik ama inanırmısınız bu konuyla ilgili haber çok sıradan bir haber gibi kanalın birinde anahaber bültenine sıkıştırılmıştı. Bu durum beni çok üzdü ve şaşırttı bir anda kendi ülkem aklıma geldi. Zaten yurtdışında yaşama psikolojisi... Yaşadığınız gördüğünüz hatta yediğiniz içtiğiniz herseyi illaki kendi ülkenizle kıyas edeceksiniz.. Bu konuda da öyle oldu. bu durum Türkiye de olsaydı diye düşündüm biran.. Daha önce 99 depreminde yaşamıştık. Televizyon kanalları sürekli canlı bağlatılar yapar konu ile ilgi bilgiler verir.. Kısacası tüm Türkiye 'de yas ilan edilir, herkes tek yürek olup akıllarda hep ne yapabiliriz? nasıl yardım edebiliriz? sorusu surekli dolanıp durur.. Sadece depremde değil ülkemiz her konuda bir anda birlik olma duygusuna sahip. Bu beni çok gururlandırıyor. özellikle burada yaşadığım bu son deprem ile ilgili resmi olmayan bilgilere (yerel kaynaklar) göre 3500 evin yıkıldığı yüzlerce kişinin öldüğü ve annesiz babasız kalan çocukları düşündükçe ve halkın bu konuyla ilgili tepkisiz kalmasına çok üzülüyorum..
Birlik ve beraberlik olmadan hiçbirşeyin üstesinden gelinemez diyor içimden bir ses. Ama öte yandan halkın maddi açıdan imkansızlıkları yüzde yetmişinin yardıma muhtaç olması gibi sebeplerden dolayıdır diyorum bu kadar duyarsızlık. Ama ne olursa olsun bir ülkede sevinçte yada üzüntüde sadece ben duygusuyla hareket etmek o ülkeyi hiçbir yere götürmez ve sonuç olarak sömürülmekten maşa olmaktan asla kurtulamaz...

31 Ocak 2009 Cumartesi

ÇİN YENİ YILI

"Chinese New Year" Endonezyaca "IMLEK" bu yıl 26 Ocak çin takviminin başlangıç günüydü. Miladi takvim esasında her yıl farklı bir tarihte Çinliler yeni yıllarını "Gong Xi Fat Chai (Mutlu Yıllar)" temennileriyle karşılıyorlar. Çinlilerin ayları ve yılları hayvan isimleriyle ve farklı elemetlerle simgelendirdiklerini biliyordum ama bu ülkeye gelene kadar Çin yeni yılı kutlaması görmemiştim. Hemen hemen Çinli nüfusun yoğun olduğu tüm Asya ülkelerinde Çin yeni yılı kutlamaları yapılıyormuş. Endonezya halkını ve devletini bu konuda takdir ediyorum. Çoğunluğu müslüman olan bir ülkede Hicri yılbaşını, daha sonra noel ve Miladi yılbaşını ve şimdide Çin yeni yılını kutluyoruz. Aslına bakarsanız tartışmaya açılabilir bir durum herkes farklı yorumlayabilir ama ben olumlu tarafından bakıyorum bu tatil bolluğuna. Hiç bir taşkınlık olmadan, kimse kimseyi rahatsız etmeden din, dil ve ırk tartışması olmadan herkes özgürce yaşayabiliyor kendi kültürünü Endonezya da...

Kısaca Çin yılbaşından bahsetmek istiyorum ama üzülerek belirteyim kameram geçici bir süre kullanım dışı kaldı, onun için size Çin yeni yılı manzaralarını ve evimize gelen bu güne özel geleneksel Çin pirinç tatlısının fotoğraflarını sunamıyorum. Malum burası Endonezya sıcaktan dolayı olsa gerek insanlarda bir rahatlık ve yavaşlık mevcut, en basit işin bir ay müsadesi var fotograf makinam serviste bir aydır bekliyor:)) Bugünlerde Jakarta sokakları ve alışveriş merkezleri kırmızı ve sarı simli süslerle dolu. Her yer pırıl pırıl, gözümüzü alamıyoruz...Çin yeni yılını simgeleyen renk kırmızı. Kırmızının kötülükleri uzaklaştırdığı ve insanlara mutluluk ve huzur getirdiğine inanılıyor.. Çin yeni yılından bir kaç gün önce eşimin Çinli bir arkadaşı sadece yılbaşında aile içinde yenilen geleneksel tatlılarını getirmiş. Bu tatlı için pirinç unu, esmer şeker ve su karıştırılıyor. Yirmi saat kaynatılıp bir o kadar da bekletiliyor. Sonuç kalıp şeklinde, rengi ise kahverengi, dışı kırmızı ve sarı sim kaplı özel kutusunda ikram ediliyor. Size bu tatlının anlamından bahsetmek isterim, Çinlilerin, Konfiçyus din inanışına göre, evlerinde yaptıkları bu tatlıları küçük tanrılar büyük tanrıların huzurlarına götürüyorlar ve büyük tanrılar bu tatlıları tadarken küçük tanrılar ailenin durumu hakkında büyük tanrıya bilgi veriyorlar ve büyük tanrı tatlının kıvamına ve tadına bakarak o ailenin o yıl huzurlu ve mutlu olması için iyi dileklerde bulunuyor bahtlarını açıyor. Tabiki bu durumun tam terside olabiliyormuş... Bu tatlıya Çinlilerin özen göstermeleri bundan kaynaklanıyor:)

Biz Çin Yeni Yılına, Jakarta`da Ritz Carlton Oteli`nde girdik. Çok güzeldi, yaşlısından gencine herkes kırmızı kıyafetler giymişti, özel Çin yemekleri vardı ve en ilgimizi çekende aslan dansı oldu. Aslan dansı aslan kostümü giymiş iki kişinin yüksek sesli davul ve zillerle yaptıkları dansın adı. Ben bu dansı ilk Singapur da ünlü Takashimaya alışveriş merkezinin meydanında aslan dansı yarışmasında izlemiştim gerçekten çok ilgi çekici ve farklıydı...

Unutmadan şunuda belirteyim Çin takvimine göre ateş-öküz yılına girmiş bulunuyoruz...

15 Aralık 2008 Pazartesi

ANCOL


Endonezya doğanın kuvvetli olduğu biz insanların mahvetmek için çaba harcasakta başarılı olamadığı yemyeşil bir ülke. Geçenlerde burada yaşayan eşi endonezyalı bir Türk arkadaşımızın tavsiyesiyle gittiğimiz Ancol Jakarta'ya gelipte gitmemek olmaz dedirtecek bir yerdi. Bir çok etkinlik mevcut büyük lunapark içinde köpek balıkları ve çeşitli balıkların bulunduğu dev akvaryumlar. Ve benim en çok sevdiğim deniz kenarındaki restaurantlar. Biz bildigimiz tat olsun diye Pizza Hut'ı tercih ettik. Çok keyifli vakit geçirilecek hoş ve nezih bir ortam...


6 Eylül 2008 Cumartesi

Türkiye'ye gidiyoruz;)

Uçak biletimizin tarihinin netleşmesiyle evimizde tatlı bir telaş başladi. İçimiz kıpır kıpır. Vatanımıza, milletimize, memleketimize, annemize, babamiza kavuşma heyecanı sadece yurtdışında yaşayanlanların anlayabileceği farklı bir psikoloji.

Yurtdışında yaşamak insanı memleketinin değerlerine daha da yaklastırıyor. Bunun birkaç nedeni var:

-Öncelikle ülkeni özlüyorsun, oradayken fazla umurunda olmayan şeyleri bile özlüyorsun. Ayrıca oradayken seni çok rahatsız eden şeyler hayatından tamamen çıktığı için bir süre sonra unutuyorsun, sadece güzel şeyleri hatırlıyorsun.

- Çevrendeki insanlar, ülken hakkında aklına gelmeyecek sorular soruyorlar. Merak edip araştırıyorsun, öğrenince seviyorsun. Ayrıca, yaşadığın ülkede kendi ülkenin temsilcisi olman ülken hakkında bilgini arttıma konusunda seni güdülüyor. Bana burada "Türkiye'de Arapça mı konuşuyorsunuz? İngilizce mi konuşuyorsunuz?" gibi sorular bile gelmişti.

- Kendi kültürünü başka kültürlerle karşılaştırma olanağın oluyor. Kültürlerdeki ortak ögelerin kökenlerini düşünüyorsun; din, dil, ahlak anlayışı gibi konularda kendi kültürünün başka kültürlerden ne derece etkilendiğini görüyorsun. Güzel olanın, değerli olanın özgün kültür olduğunu, yamama taklitlerin ne derece kıymetsiz olduğu görüyorsun.

-Bu arada ülken hakkındakı olumsuz eleştirilere söyleyecek bir çift lafın olması gerekiyor. Ulusunu savunma, ülkeni savunma psikolojsi gelişiyor. Savunacağın şeyi de daha iyi tanıman gerekiyor.

- Türkiye'ye dönerken uçak alçaldığında ülkenin topraklarını görünce gözlerin doluyor, bütün bu topraklar benim diyorsun, atalarım canlarını verdiler bu topraklarda yaşayabilelim diye düşünüyorsun. Havaalanına indiğinde Türkçe tabelalar, Türkçe anonslar, insanların
aralarında konuşmaları o kadar değerli oluyor ki anlatamam. Dili anlamak değil buradaki konu; en ufak kinayeyi, vurgudaki en ufak değişmeyi, memlekete özgü mimikleri, jestleri yakalıyosun, sanki insanların gönlünü okuyorsun. Tıpkı dil gibi kültürün diğer ögelerini de detaylı olarak analiz edebiliyorsun

Tüm bunlar seni kültürüne daha da yaklaştırıyor, ülkeni, insanını seviyorsun. Tabi Türkiye dair unuttuğun şeyler bir aylığına tatile geldiğinde birer birer gözüne sokuluyor, için daralıyor; Türkiye böyle yoz, böyle hoşgörüsüz bir ülke mi olacaktı diyorsun, bitse de gitsek artık diye bunalmışken tekrar özlemek üzere memleketten ayrılıyorsun.
_________________

5 Eylül 2008 Cuma

ANYER...




Doğal ve şirin bir uzakdoğu kasabası. Java adasının kuzeybatı ucunda yeralan Krakatau yanardağ adasının yakınında kaldığımız Sol Elite Marbella Otel Endonezya ölçeklerinde beş yıldızlı bir oteldi:) Sahil boyunca bir çok plaj var. Genellikle yerli halkın tercih ettiği bir tatil kasabası. Herşey mükemmel mi? Tabiki hayır! sahil boyu birşeyler satmak isteyen işportacılarla dolu. Buna rağmen sahilden günbatımı izlenmeye değer.



lokantada mangal keyfi:)


Paregu adında bir japon lokantası. ilk girdiğim anda aklıma yazdığım başlık geldi. Kapalı bir ortam ve masanın üzerinde ızgara yapmak için düzenlenmiş mekanizma denemeye değer. Izgara düzeneğinin yanında da haşlama yapmak için başka bir düzenek var. İkiside tüple çalışıyor.
Masada önceden hazırlanmış tatlı ve acı karışımı soslar bulunuyor. Bu sosları kullanmak sizin tercihinize kalmış. İşlem çok kolay teriyaki(japonların ızgarası) ve teppenyaki(japonların haşlaması). Teriyakide daha önceden terbiye edilmiş etleri sosa batırıp ızgaranın üstüne yerleştiriyorsunuz. Teppenyakide ise çeşitli sebzeleri suda soslarla ve kağıt kıvamında inceltilmiş (shabu shabu) pirzolalarla haşlıyorsunuz. Endonezya'ya yolunuz düşerse çok güzel bir tercih! Sonuç mükemmel:)

19 Temmuz 2008 Cumartesi

ilk izlenimler...






Havaalanından ilk çıkışınız burada `TOL` adı verilen otobana oluyor. Bu otoban, ana arterleri birbirine bağlayan ve günün en az 12 saati tıkanırcasına trafik yoğunluğu yaşanan tam anlamıyla Cakarta`nın belkemiği. Otoban üzerinde aracımız ilerlerken ülkemden farklı bir ülkenin başkentini görmenin heyecanına kapılmıştım.
Gözlerimi alamadığım görkemli binalar, adeta bu ülkede mimarların yarıştığını ifade etmeye çalışan gökdelenler, etrafımızda görebildiğimiz tropikal ağaç manzaraları ve bunun gibi güzellikler ilk planda bu ülke hakkındaki önyargılarımıza yetmişti.

Zaman içinde bu gökdelenlerin arkasındaki plansız yapılaşmayı, fakirliği, perişanlığı görünce önyargılarım gün geçtikçe yerini, Endonezya gerçeğini anlamaya ve anlatmaya bırakacaktı... Şimdilerde, ana güzergahlarda gördüğüm o ışıklı gökdelenler, bana sosyal adaletsizliği ve yüzde üç azınlığın hizmetçisi konumundaki yüzde doksanı anlatıyor.

Ve Endonezya...


2006`nin Eylül ayıydı! Yaklaşık 33 saatlık uçak yolculuğunda, Dubai, Sri Lanka ve Singapur duraklarımızın ardından nihayet, uçağımız Cakarta`ya inişe geçti. İşte o anlarda içinizde, bir yandan vatanınızdan ayrılmanın burukluğunu yaşarken, bir yandan da uçak alçalırken gördüğünüz yeşillikler, sular altındaki bölünmüş pirinç tarlaları ve hemencecik hissedebildiğiniz tropikal görüntüden gözlerinizi alamıyorsunuz.

Bu ilk izlenimler karşısında, O vakit henüz 10 aylık olan kızımla, park yürüyüşleri yapabileceğimi hayal etmiştim:) Cakarta Soekarno Hatta Havaalanına indiğimiz anda bizi, eşimin Endonezya büyükelçiliğinde görevli arkadaşı karşılamıştı. Pasaport işlemlerimiz kolaylıkla bitti ve dışarıda bizi taksi bekliyordu. Havaalanı kapısından çıkar çıkmaz;
`Aman Allahım! Nasıl bir hava! Nefes alamıyordum`
Bir an önce koşar adımlarla taksiye bindik. O anda aklıma uçak alçalırken kızımla yapmayı hayal ettiğim park yürüyüşleri geldi. Bir an böylesine nemli hatta buharlı ve sıcak bir havada imkansız olduğunu düşündüm. Havaalanından çıktığımda havadaki o ağır kokuyu da asla unutamam. Sonralardan anladım ki Endonezya`da baharatsız yiyecek yiyemiyorsunuz:)