9 Eylül 2009 Çarşamba

DEPREM VE ENDONEZYA HALKI

Endonezya afetler bölgesi. Burada aksiliklerin felaketlerin yaşanmadığı ay gerçekten şükrediyoruz. Ne yazık ki buradaki insaların kaderi bu.. Üç yıldır burada yaşıyoruz hemen hemen her ay bir yada daha fazla deprem haberi alıyoruz. Bazen hissediyoruz bazen haberimiz bile olmuyor. Sadece gazeteden okuyoruz.
Benim bu konuda asıl üzüldüğüm nokta samimi, yardımsever, sıcakkalı ve bir o kadar da güler yüzlü endonezya halkının bu durum karşısındaki duyarsızlığı.. neden? yada ne yapılabilir ki? gibi sorular aklınıza gelebilir..
Bir hafta önce burada yine çok büyük bir deprem oldu. Bizim yaşadığımız bölgeye yakın bir yerde. Bu yüzden bizde ciddi bir şekilde sarsıldık. Hatta o gün geç saate kadar eve bile giremedik. Acaba nerede oldu? hasar çok mu büyük? umarım çok can kaybı yoktur? gibi sorulara ancak televizyondan bilgi alabildik ama inanırmısınız bu konuyla ilgili haber çok sıradan bir haber gibi kanalın birinde anahaber bültenine sıkıştırılmıştı. Bu durum beni çok üzdü ve şaşırttı bir anda kendi ülkem aklıma geldi. Zaten yurtdışında yaşama psikolojisi... Yaşadığınız gördüğünüz hatta yediğiniz içtiğiniz herseyi illaki kendi ülkenizle kıyas edeceksiniz.. Bu konuda da öyle oldu. bu durum Türkiye de olsaydı diye düşündüm biran.. Daha önce 99 depreminde yaşamıştık. Televizyon kanalları sürekli canlı bağlatılar yapar konu ile ilgi bilgiler verir.. Kısacası tüm Türkiye 'de yas ilan edilir, herkes tek yürek olup akıllarda hep ne yapabiliriz? nasıl yardım edebiliriz? sorusu surekli dolanıp durur.. Sadece depremde değil ülkemiz her konuda bir anda birlik olma duygusuna sahip. Bu beni çok gururlandırıyor. özellikle burada yaşadığım bu son deprem ile ilgili resmi olmayan bilgilere (yerel kaynaklar) göre 3500 evin yıkıldığı yüzlerce kişinin öldüğü ve annesiz babasız kalan çocukları düşündükçe ve halkın bu konuyla ilgili tepkisiz kalmasına çok üzülüyorum..
Birlik ve beraberlik olmadan hiçbirşeyin üstesinden gelinemez diyor içimden bir ses. Ama öte yandan halkın maddi açıdan imkansızlıkları yüzde yetmişinin yardıma muhtaç olması gibi sebeplerden dolayıdır diyorum bu kadar duyarsızlık. Ama ne olursa olsun bir ülkede sevinçte yada üzüntüde sadece ben duygusuyla hareket etmek o ülkeyi hiçbir yere götürmez ve sonuç olarak sömürülmekten maşa olmaktan asla kurtulamaz...

31 Ocak 2009 Cumartesi

ÇİN YENİ YILI

"Chinese New Year" Endonezyaca "IMLEK" bu yıl 26 Ocak çin takviminin başlangıç günüydü. Miladi takvim esasında her yıl farklı bir tarihte Çinliler yeni yıllarını "Gong Xi Fat Chai (Mutlu Yıllar)" temennileriyle karşılıyorlar. Çinlilerin ayları ve yılları hayvan isimleriyle ve farklı elemetlerle simgelendirdiklerini biliyordum ama bu ülkeye gelene kadar Çin yeni yılı kutlaması görmemiştim. Hemen hemen Çinli nüfusun yoğun olduğu tüm Asya ülkelerinde Çin yeni yılı kutlamaları yapılıyormuş. Endonezya halkını ve devletini bu konuda takdir ediyorum. Çoğunluğu müslüman olan bir ülkede Hicri yılbaşını, daha sonra noel ve Miladi yılbaşını ve şimdide Çin yeni yılını kutluyoruz. Aslına bakarsanız tartışmaya açılabilir bir durum herkes farklı yorumlayabilir ama ben olumlu tarafından bakıyorum bu tatil bolluğuna. Hiç bir taşkınlık olmadan, kimse kimseyi rahatsız etmeden din, dil ve ırk tartışması olmadan herkes özgürce yaşayabiliyor kendi kültürünü Endonezya da...

Kısaca Çin yılbaşından bahsetmek istiyorum ama üzülerek belirteyim kameram geçici bir süre kullanım dışı kaldı, onun için size Çin yeni yılı manzaralarını ve evimize gelen bu güne özel geleneksel Çin pirinç tatlısının fotoğraflarını sunamıyorum. Malum burası Endonezya sıcaktan dolayı olsa gerek insanlarda bir rahatlık ve yavaşlık mevcut, en basit işin bir ay müsadesi var fotograf makinam serviste bir aydır bekliyor:)) Bugünlerde Jakarta sokakları ve alışveriş merkezleri kırmızı ve sarı simli süslerle dolu. Her yer pırıl pırıl, gözümüzü alamıyoruz...Çin yeni yılını simgeleyen renk kırmızı. Kırmızının kötülükleri uzaklaştırdığı ve insanlara mutluluk ve huzur getirdiğine inanılıyor.. Çin yeni yılından bir kaç gün önce eşimin Çinli bir arkadaşı sadece yılbaşında aile içinde yenilen geleneksel tatlılarını getirmiş. Bu tatlı için pirinç unu, esmer şeker ve su karıştırılıyor. Yirmi saat kaynatılıp bir o kadar da bekletiliyor. Sonuç kalıp şeklinde, rengi ise kahverengi, dışı kırmızı ve sarı sim kaplı özel kutusunda ikram ediliyor. Size bu tatlının anlamından bahsetmek isterim, Çinlilerin, Konfiçyus din inanışına göre, evlerinde yaptıkları bu tatlıları küçük tanrılar büyük tanrıların huzurlarına götürüyorlar ve büyük tanrılar bu tatlıları tadarken küçük tanrılar ailenin durumu hakkında büyük tanrıya bilgi veriyorlar ve büyük tanrı tatlının kıvamına ve tadına bakarak o ailenin o yıl huzurlu ve mutlu olması için iyi dileklerde bulunuyor bahtlarını açıyor. Tabiki bu durumun tam terside olabiliyormuş... Bu tatlıya Çinlilerin özen göstermeleri bundan kaynaklanıyor:)

Biz Çin Yeni Yılına, Jakarta`da Ritz Carlton Oteli`nde girdik. Çok güzeldi, yaşlısından gencine herkes kırmızı kıyafetler giymişti, özel Çin yemekleri vardı ve en ilgimizi çekende aslan dansı oldu. Aslan dansı aslan kostümü giymiş iki kişinin yüksek sesli davul ve zillerle yaptıkları dansın adı. Ben bu dansı ilk Singapur da ünlü Takashimaya alışveriş merkezinin meydanında aslan dansı yarışmasında izlemiştim gerçekten çok ilgi çekici ve farklıydı...

Unutmadan şunuda belirteyim Çin takvimine göre ateş-öküz yılına girmiş bulunuyoruz...

15 Aralık 2008 Pazartesi

ANCOL


Endonezya doğanın kuvvetli olduğu biz insanların mahvetmek için çaba harcasakta başarılı olamadığı yemyeşil bir ülke. Geçenlerde burada yaşayan eşi endonezyalı bir Türk arkadaşımızın tavsiyesiyle gittiğimiz Ancol Jakarta'ya gelipte gitmemek olmaz dedirtecek bir yerdi. Bir çok etkinlik mevcut büyük lunapark içinde köpek balıkları ve çeşitli balıkların bulunduğu dev akvaryumlar. Ve benim en çok sevdiğim deniz kenarındaki restaurantlar. Biz bildigimiz tat olsun diye Pizza Hut'ı tercih ettik. Çok keyifli vakit geçirilecek hoş ve nezih bir ortam...


6 Eylül 2008 Cumartesi

Türkiye'ye gidiyoruz;)

Uçak biletimizin tarihinin netleşmesiyle evimizde tatlı bir telaş başladi. İçimiz kıpır kıpır. Vatanımıza, milletimize, memleketimize, annemize, babamiza kavuşma heyecanı sadece yurtdışında yaşayanlanların anlayabileceği farklı bir psikoloji.

Yurtdışında yaşamak insanı memleketinin değerlerine daha da yaklastırıyor. Bunun birkaç nedeni var:

-Öncelikle ülkeni özlüyorsun, oradayken fazla umurunda olmayan şeyleri bile özlüyorsun. Ayrıca oradayken seni çok rahatsız eden şeyler hayatından tamamen çıktığı için bir süre sonra unutuyorsun, sadece güzel şeyleri hatırlıyorsun.

- Çevrendeki insanlar, ülken hakkında aklına gelmeyecek sorular soruyorlar. Merak edip araştırıyorsun, öğrenince seviyorsun. Ayrıca, yaşadığın ülkede kendi ülkenin temsilcisi olman ülken hakkında bilgini arttıma konusunda seni güdülüyor. Bana burada "Türkiye'de Arapça mı konuşuyorsunuz? İngilizce mi konuşuyorsunuz?" gibi sorular bile gelmişti.

- Kendi kültürünü başka kültürlerle karşılaştırma olanağın oluyor. Kültürlerdeki ortak ögelerin kökenlerini düşünüyorsun; din, dil, ahlak anlayışı gibi konularda kendi kültürünün başka kültürlerden ne derece etkilendiğini görüyorsun. Güzel olanın, değerli olanın özgün kültür olduğunu, yamama taklitlerin ne derece kıymetsiz olduğu görüyorsun.

-Bu arada ülken hakkındakı olumsuz eleştirilere söyleyecek bir çift lafın olması gerekiyor. Ulusunu savunma, ülkeni savunma psikolojsi gelişiyor. Savunacağın şeyi de daha iyi tanıman gerekiyor.

- Türkiye'ye dönerken uçak alçaldığında ülkenin topraklarını görünce gözlerin doluyor, bütün bu topraklar benim diyorsun, atalarım canlarını verdiler bu topraklarda yaşayabilelim diye düşünüyorsun. Havaalanına indiğinde Türkçe tabelalar, Türkçe anonslar, insanların
aralarında konuşmaları o kadar değerli oluyor ki anlatamam. Dili anlamak değil buradaki konu; en ufak kinayeyi, vurgudaki en ufak değişmeyi, memlekete özgü mimikleri, jestleri yakalıyosun, sanki insanların gönlünü okuyorsun. Tıpkı dil gibi kültürün diğer ögelerini de detaylı olarak analiz edebiliyorsun

Tüm bunlar seni kültürüne daha da yaklaştırıyor, ülkeni, insanını seviyorsun. Tabi Türkiye dair unuttuğun şeyler bir aylığına tatile geldiğinde birer birer gözüne sokuluyor, için daralıyor; Türkiye böyle yoz, böyle hoşgörüsüz bir ülke mi olacaktı diyorsun, bitse de gitsek artık diye bunalmışken tekrar özlemek üzere memleketten ayrılıyorsun.
_________________

5 Eylül 2008 Cuma

ANYER...




Doğal ve şirin bir uzakdoğu kasabası. Java adasının kuzeybatı ucunda yeralan Krakatau yanardağ adasının yakınında kaldığımız Sol Elite Marbella Otel Endonezya ölçeklerinde beş yıldızlı bir oteldi:) Sahil boyunca bir çok plaj var. Genellikle yerli halkın tercih ettiği bir tatil kasabası. Herşey mükemmel mi? Tabiki hayır! sahil boyu birşeyler satmak isteyen işportacılarla dolu. Buna rağmen sahilden günbatımı izlenmeye değer.